Trafik Kazası Sonucu Taksirle Ölüme Neden Olma

Taksirle Ölüme Neden Olma Trafik Kazası konusu ile ilgili açıklama ve yargıtay kararlarına yer verilmiştir.

Taksir Suçu

MADDE 22 – (1) Taksirle işlenen fiiller, kanunun açıkça belirttiği hallerde cezalandırılır.

(2) Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir.

(3) Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır; bu halde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.

(4) Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir.

(5) Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkes kendi kusurundan dolayı sorumlu olur. Her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı belirlenir.

(6) Taksirli hareket sonucu neden olunan netice, münhasıran failin kişisel ve ailevi durumu bakımından, artık bir cezanın hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olmasına yol açmışsa ceza verilmez; bilinçli taksir halinde verilecek ceza yarıdan altıda bire kadar indirilebilir.

Trafik Kazası Sonucu Taksirle Ölüme Neden Olma Yargıtay Kararları

T.C. YARGITAY Ceza Genel Kurulu Esas:  2009/9-140 Karar: 2009/225 Karar Tarihi: 06.10.2009

TAKSİRLE ÖLÜME NEDEN OLMA SUÇU – TANIK ANLATIMI İLE TUTANAK İÇERİĞİNİN ÇELİŞKİLİ OLDUĞU – BİLİRKİŞİ RAPORU İLE ADLİ TIP KURUMU RAPORU ARASINDA ÇELİŞKİ OLDUĞU – TUTANAĞI DÜZENLEYEN GÖREVLİLERİN TANIK OLARAK DİNLENMESİ VE OLAY YERİNDE KEŞİF YAPILMASI GEREĞİ

ÖZET: Sanığın, olay sırasında, emniyet şeridinde durduğuna ve geri geri gitmediğine ilişkin savunmaları ile bu savunmayı destekler mahiyetteki olayın tek görgü tanığının anlatımları, görevli trafik polisleri tarafından düzenlenen kaza tespit tutanağındaki bilgilerle örtüşmemektedir. Olayın meydana geliş şeklini iki ayrı olasılığa göre değerlendirerek, sanığın kusur oranını bu alternatiflere göre belirleyen bilirkişi ile Adli Tıp Kurumu’nun raporu arasında da gerek olayın gerçekleşme şeklini kabulde, gerekse kusur oranlarının belirlenmesi açısından farklılıklar bulunmaktadır. Bu nedenle, trafik kazası tespit tutanağı düzenleyen görevlilerin tanık olarak dinlenilmesi, gerekirse olay mahallinde keşif yapılması ve bu aşamadan sonra sanığın kusur durumunun belirlenmesi yoluna gidilmesi, maddi gerçeğe ulaşılması açısından zorunludur.

YARGITAY KARARI: TAKSİRLE ÖLÜME NEDEN OLMA TRAFİK KAZASI

T.C. YARGITAY Ceza Genel Kurulu Esas:  2013/12-676 Karar: 2014/252 Karar Tarihi: 13.05.2014

TAKSİRLE ÖLDÜRME SUÇU – TEMEL HÜRRİYETİ BAĞLAYICI CEZANIN ALT HADDEN DAHA FAZLA UZAKLAŞILMAK SURETİYLE BELİRLENMESİ GEREĞİ – EKSİK CEZA TAYİN EDİLMESİNİN İSABETSİZLİĞİ – HÜKMÜN BOZULDUĞU

ÖZET: Sanık hakkında hükmolunan hürriyeti bağlayıcı cezanın TCK’nun 50/1-a maddesi uyarınca adli para cezasına çevrilmesi yönünden isabetli olan yerel mahkeme direnme hükmünün, 2-6 yıl hapis cezasını gerektiren taksirle öldürme suçundan sanık hakkında temel hürriyeti bağlayıcı cezanın TCK’nun 61/1 ile 22/4. madde ve fıkralarında yer alan ölçütler uyarınca alt hadden daha fazla uzaklaşılmak suretiyle belirlenmesi gerekirken, eksik ceza tayin edilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.

YARGITAY KARARI: TAKSİRLE ÖLÜME NEDEN OLMA TRAFİK KAZASI

T.C. YARGITAY Ceza Genel Kurulu Esas:  2013/9-104 Karar: 2014/216 Karar Tarihi: 29.04.2014

TAKSİRLE YARALAMA VE ÖLÜME NEDEN OLMA SUÇU – ASLİ KUSUR – SANIĞIN KENDİSİ VE AİLESİ DIŞINDA KİŞİLERİN DE MAĞDUR OLDUĞU – ATILI SUÇUN BÖLÜNEMEYECEĞİ – ŞAHSİ CEZASIZLIK SEBEBİNİN UYGULANAMAYACAĞININ GÖZETİLMESİ GEREĞİ.

ÖZET: Asli kusurlu olarak eşinin ölümü, biri şikâyetçi olmak üzere altı kişinin yaralanmasına sebebiyet veren sanığın, eşinin ölümü nedeniyle kişisel ve ailevi durumu bakımından artık bir cezaya hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olduğu açık ise de olayda münhasıran kendisi ve ailesi dışında başkalarının da zarar gördüğü, mağdurlardan birisinin şikâyetçi olduğu ve üzerine atılı suçun bölünmesinin de mümkün olmadığı anlaşıldığından, şahsi cezasızlık sebebinin uygulanmasına imkan bulunmamaktadır. Bu nedenle yerel mahkemenin direnme hükmü isabetli değildir.

YARGITAY KARARI: TAKSİRLE ÖLÜME NEDEN OLMA TRAFİK KAZASI

T.C. YARGITAY Ceza Genel Kurulu Esas:  2013/12-692 Karar: 2013/587 Karar Tarihi: 03.12.2013

TAKSİRLE ÖLÜME SEBEBİYET VERME SUÇU – YEREL MAHKEMECE SANIĞIN EHLİYETİNİN BULUNMAMASI EYLEMİN BİLİNÇLİ TAKSİRLE GERÇEKLEŞTİRİLDİĞİNE GEREKÇE GÖSTERİLDİĞİ – TEK BAŞINA EYLEMİN BİLİNÇLİ TAKSİRLE GERÇEKLEŞTİRİLDİĞİNİ GÖSTERMEDİĞİ

ÖZET: Yerel mahkemece sanığın ehliyetinin bulunmaması, eylemin bilinçli taksirle gerçekleştirildiğine gerekçe gösterilmiş ise de, sürücü belgesi olmaksızın araç kullanmak, tek başına eylemin bilinçli taksirle gerçekleştirildiğini göstermemekte olup, nitekim taksirle öldürme ve yaralama suçlarından verilen hükümlerin temyiz incelemesini yapan Özel Dairece de sürücü belgesiz araç kullanmak tek başına bilinçli taksir hali olarak kabul edilmemiştir. (5237 S. K. m. 22) (2918 S. K. m. 52) (Karayolları Trafik Yönetmeliği m. 138) Taksirle ölüme sebebiyet verme suçundan sanık (H.Y.)’ın 5237 sayılı TCK’nun 85/1 ve 22/3. maddeleri uyarınca 2 yıl 8 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin, (A.) 10. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 23.06.2010 gün ve 613-716 sayılı hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 04.06.2012 gün ve 21409 – 13906 sayı ile;  isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

CEZA GENEL KURULU KARARI

Uyuşmazlığın sağlıklı bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi bakımından, taksir ve bilinçli taksir kavramları üzerinde durulması gerekmektedir. Kural olarak suç; ancak kastla, kanunda açıkça gösterilen hallerde ise taksirle de işlenebilir, istisnai bir kusurluluk şekli olan taksirde, failin cezalandırılabilmesi için mutlaka kanunda açık bir düzenleme bulunması gerekmektedir. 5237 sayılı TCK’nun 22/2. maddesinde taksir; şeklinde tanımlanmıştır.

Öğretide de benimsendiği üzere, Ceza Genel Kurulunun birçok kararında taksirin unsurları; 

1- Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması,

2- Hareketin iradi olması,

3- Sonucun istenmemesi,

4- Hareket ile sonuç arasında nedensellik bağının bulunması,

5- Sonucun öngörülebilir olmasına rağmen öngörülememiş olması, şeklinde kabul edilmektedir.

Taksirli suçlarda da, gerek icrai hareketin gerekse ihmali hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmektedir. İradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi halinde de failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir. Sonucun gerçekleşmesinde, mağdurun taksirli davranışının da etkisinin bulunması halinde, diğer taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum failin taksirli sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi, taksirin niteliğini de değiştirmez. 5237 sayılı TCK’nda kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hal ancak temel cezanın tayininde dikkate alınabilir. 5237 sayılı TCK’nda taksir; basit taksir ve bilinçli taksir şeklinde ayrıma tabi tutulmuş, kanunun 22/3. fıkrasında bilinçli taksir; şeklinde tanımlanmış, bu halde taksirli suça ilişkin cezanın üçte birden yarıya kadar arttırılacağı öngörülmüştür. Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırıcı ölçüt; taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngöre-memesi, bilinçli taksir halinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır.

Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü halde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü halde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin hali, bunu öngörmemiş olan kimsenin hali ile bir tutulamaz. Neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun, bu sonucu meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Sanığın hafif eğimli ve virajlı yolda, yol şartlarına göre hızını ayarlamayarak yol kenarında yürümekte olan (E.)’e arkadan çarparak ölümüne neden olması şeklinde gelişen olayda, alkollü olduğu ya da aşırı süratli ve tehlikeli şekilde araç kullandığına dair delil bulunmadığı gibi, araç kullanmayı bilmediği de ileri sürülmeyen sanığın, meydana gelen neticeyi öngörmesi gerektiği halde gerekli dikkat ve özeni göstermeyerek öngöremediği, dolayısıyla bilinçli taksir halinin bulunmadığının kabulü gerekmektedir. Yerel mahkemece sanığın ehliyetinin bulunmaması, eylemin bilinçli taksirle gerçekleştirildiğine gerekçe gösterilmiş ise de, sürücü belgesi olmaksızın araç kullanmak, tek başına eylemin bilinçli taksirle gerçekleştirildiğini göstermemekte olup, nitekim taksirle öldürme ve yaralama suçlarından verilen hükümlerin temyiz incelemesini yapan Özel Dairece de sürücü belgesiz araç kullanmak tek başına bilinçli taksir hali olarak kabul edilmemiştir. (12 CD.nin 12.09.2013 gün 1592-19861 ve 08.10.2013 gün 2681-22998 sayılı kararları). Bu itibarla, isabetsiz olan yerel mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir. Açıklanan nedenlerle, (A.) 10. Asliye Ceza Mahkemesinin 03.10.2012 gün ve 593 – 644 sayılı direnme hükmünün sanığın eylemini taksirle gerçekleştirdiği gözetilmeksizin, bilinçli taksirle gerçekleştirdiğinin kabulü ile karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına..