Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan Alacak Davası

Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan Alacak Davası konusu ile ilgili olarak açıklama ve yargıtay kararlarına yer verilmiştir.

Eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, işsahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir. Yüklenici, üstlendiği edimleri işsahibinin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle ifa etmek zorundadır. Yüklenicinin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alandaki işleri üstlenen basiretli bir yüklenicinin göstermesi gereken mesleki ve teknik kurallara uygun davranışı esas alınır.  Yüklenici, meydana getirilecek eseri doğrudan doğruya kendisi yapmak veya kendi yönetimi altında yaptırmakla yükümlüdür. Ancak, eserin meydana getirilmesinde yüklenicinin kişisel özellikleri önem taşımıyorsa, işi başkasına da yaptırabilir. Aksine adet veya anlaşma olmadıkça yüklenici, eserin meydana getirilmesi için kullanılacak olan araç ve gereçleri kendisi sağlamak zorundadır. (6098 S. K. m. 471) Malzeme yüklenici tarafından sağlanmışsa yüklenici, bu malzemenin ayıplı olması yüzünden işsahibine karşı, satıcı gibi sorumludur. Malzeme işsahibi tarafından sağlanmışsa yüklenici, onları gereken özeni göstererek kullanmakla ve bundan dolayı hesap ve artanı geri vermekle yükümlüdür.

Eser meydana getirilirken, işsahibinin sağladığı malzemenin veya eserin yapılması için gösterdiği yerin ayıplı olduğu anlaşılır veya eserin gereği gibi ya da zamanında meydana getirilmesini tehlikeye düşürecek başka bir durum ortaya çıkarsa, yüklenici bu durumu hemen işsahibine bildirmek zorundadır; bildirmezse bundan doğacak sonuçlardan sorumlu olur.Yüklenicinin işe zamanında başlamaması veya sözleşme hükümlerine aykırı olarak işi geciktirmesi ya da işsahibine yüklenemeyecek bir sebeple ortaya çıkan gecikme yüzünden bütün tahminlere göre yüklenicinin işi kararlaştırılan zamanda bitiremeyeceği açıkça anlaşılırsa, işsahibi teslim için belirlenen günü beklemek zorunda olmaksızın sözleşmeden dönebilir. Meydana getirilmesi sırasında, eserin yüklenicinin kusuru yüzünden ayıplı veya sözleşmeye aykırı olarak meydana getirileceği açıkça görülüyorsa, işsahibi bunu önlemek üzere vereceği veya verdireceği uygun bir süre içinde yükleniciye, ayıbın veya aykırılığın giderilmesi; aksi takdirde hasar ve masrafları kendisine ait olmak üzere, onarımın veya işe devamın bir üçüncü kişiye verileceği konusunda ihtarda bulunabilir.

İşsahibi, eserin tesliminden sonra, işlerin olağan akışına göre imkan bulur bulmaz eseri gözden geçirmek ve ayıpları varsa, bunu uygun bir süre içinde yükleniciye bildirmek zorundadır. Taraflardan her biri, giderini karşılayarak, eserin bilirkişi tarafından gözden geçirilmesini ve sonucun bir raporla belirlenmesini isteyebilir.

Eserdeki ayıp sebebiyle yüklenicinin sorumlu olduğu hallerde işsahibi, aşağıdaki seçimlik haklardan birini kullanabilir:

  1. Eser işsahibinin kullanamayacağı veya hakkaniyet gereği kabule zorlanamayacağı ölçüde ayıplı ya da sözleşme hükümlerine aynı ölçüde aykırı olursa sözleşmeden dönme.
  2. Eseri alıkoyup ayıp oranında bedelden indirim isteme.
  3. Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları yükleniciye ait olmak üzere, eserin ücretsiz onarılmasını isteme.
  4. İşsahibinin genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklıdır.

Eser, işsahibinin taşınmazı üzerinde yapılmış olup, sökülüp kaldırılması aşırı zarar doğuracaksa işsahibi, sözleşmeden dönme hakkını kullanamaz. Eserin ayıplı olması, yüklenicinin açıkça yaptığı ihtara karşın, işsahibinin verdiği talimattan doğmuş bulunur veya herhangi bir sebeple işsahibine yüklenebilecek olursa işsahibi, eserin ayıplı olmasından doğan haklarını kullanamaz. Eserin açıkça veya örtülü olarak kabulünden sonra, yüklenici her türlü sorumluluktan kurtulur; ancak, onun tarafından kasten gizlenen ve usulüne göre gözden geçirme sırasında fark edilemeyecek olan ayıplar için sorumluluğu devam eder. İşsahibi, gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, eseri kabul etmiş sayılır. Eserdeki ayıp sonradan ortaya çıkarsa işsahibi, gecikmeksizin durumu yükleniciye bildirmek zorundadır; bildirmezse eseri kabul etmiş sayılır.

Yüklenici ayıplı bir eser meydana getirmişse, bu sebeple açılacak davalar, teslim tarihinden başlayarak, taşınmaz yapılar dışındaki eserlerde iki yılın; taşınmaz yapılarda ise beş yılın ve yüklenicinin ağır kusuru varsa, ayıplı eserin niteliğine bakılmaksızın yirmi yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.  İşsahibinin bedel ödeme borcu, eserin teslimi anında muaccel olur. Eserin parça parça teslim edilmesi kararlaştırılmış ve bedel parçalara göre belirlenmişse, her parçanın bedeli onun teslimi anında muaccel olur.

Bedel götürü olarak belirlenmişse yüklenici, eseri o bedelle meydana getirmekle yükümlüdür. Eser, öngörülenden fazla emek ve masrafı gerektirmiş olsa bile yüklenici, belirlenen bedelin artırılmasını isteyemez. Ancak, başlangıçta öngörülemeyen veya öngörülebilip de taraflarca göz önünde tutulmayan durumlar, taraflarca belirlenen götürü bedel ile eserin yapılmasına engel olur veya son derece güçleştirirse yüklenici, hakimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı veya karşı taraftan beklenemediği takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Dürüstlük kurallarının gerektirdiği durumlarda yüklenici, ancak fesih hakkını kullanabilir. Eser, öngörülenden az emek ve masrafı gerektirmiş olsa bile işsahibi, belirlenen bedelin tamamını ödemekle yükümlüdür. Bu durumda Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan Alacak Davası açılabilir.

Eserin bedeli önceden belirlenmemiş veya yaklaşık olarak belirlenmişse bedel, yapıldığı yer ve zamanda eserin değerine ve yüklenicinin giderine bakılarak belirlenir. Başlangıçta yaklaşık olarak belirlenen bedelin, işsahibinin kusuru olmaksızın aşırı ölçüde aşılacağı anlaşılırsa işsahibi, eser henüz tamamlanmadan veya tamamlandıktan sonra sözleşmeden dönebilir. Eser, işsahibinin arsası üzerine yapılıyorsa işsahibi, bedelden uygun bir miktarın indirilmesini isteyebileceği gibi, eser henüz tamamlanmamışsa, yükleniciyi işe devamdan alıkoyarak, tamamlanan kısım için hakkaniyete uygun bir bedel ödemek suretiyle sözleşmeyi feshedebilir.

Eser teslimden önce beklenmedik olay sonucu yok olursa işsahibi, eseri teslim almada temerrüde düşmedikçe yüklenici, yaptığı işin ücretini ve giderlerinin ödenmesini isteyemez. Bu durumda malzemeye gelen hasar, onu sağlayana ait olur. Eserin işsahibince verilen malzeme veya gösterilen arsanın ayıbı veya işsahibinin talimatına uygun yapılması yüzünden yok olması durumunda yüklenici, doğabilecek olumsuz sonuçları zamanında bildirmişse, yaptığı işin değerini ve bu değere girmeyen giderlerinin ödenmesini isteyebilir. İşsahibinin kusuru varsa, yüklenicinin ayrıca zararının giderilmesini de isteme hakkı vardır. İşsahibi, eserin tamamlanmasından önce yapılmış olan kısmın karşılığını ödemek ve yüklenicinin bütün zararlarını gidermek koşuluyla sözleşmeyi feshedebilir. Eserin tamamlanması, işsahibi ile ilgili beklenmedik olay dolayısıyla imkansızlaşırsa yüklenici, yaptığı işin değerini ve bu değere girmeyen giderlerini isteyebilir. İfa imkansızlığının ortaya çıkmasında işsahibi kusurluysa, yüklenicinin ayrıca tazminat isteme hakkı vardır. Yüklenicinin kişisel özellikleri göz önünde tutularak yapılmış olan sözleşme, onun ölümü veya kusuru olmaksızın eseri tamamlama yeteneğini kaybetmesi durumunda kendiliğinden sona erer. Bu durumda işsahibi, eserin tamamlanan kısmından yararlanabilecek ise, onu kabul etmek ve karşılığını vermekle yükümlüdür.

Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan Alacak Davası – Yargıtay Kararları

YARGITAY KARARI: ESER SÖZLEŞMESİNDEN KAYNAKLANAN ALACAK DAVASI HANGİ MAHKEMEDE AÇILIR

T.C. YARGITAY 15.Hukuk Dairesi Esas:  2015/846 Karar: 2015/792 Karar Tarihi: 17.02.2015 – Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan Alacak Davası

ESER SÖZLEŞMESİNDEN KAYNAKLANAN DAVA – TARAFLAR ARASINDAKİ HUKUKİ İLİŞKİ ESER SÖZLEŞMESİNDEN KAYNAKLANDIĞI – DAVADA ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNİN GÖREVLİ OLDUĞU – HÜKMÜN BOZULDUĞU

ÖZET: Somut olayda taraflar arasındaki hukuki ilişki eser sözleşmesinden kaynaklandığından, davada Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olması nedeniyle yerel mahkemece görevsizlik kararı yerine esas hakkında karar verilmesi yerinde görülmemiş kararın bozulması gerekmiştir. (4077 S. K. m. 3)

Dava ve karar tarihlerinde yürürlükte bulunması nedeniyle zaman bakımından uygulanması gereken, 6502 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılan mülga 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’un 3/e maddesinde tüketici, “bir mal veya hizmeti ticari veya mesleki olmayan amaçlarla edinen, kullanan veya yararlanan gerçek ya da tüzel kişi” olarak tanımlanmıştır. Bu tanımlamaya göre yasa, hazır bir malı veya hizmeti satın alarak onu günlük yaşamında kullanan veya tüketen kişiyi korumaktadır. Bir başka deyişle yasa kapsamına, dar kapsamlı mal ve hizmet ilişkileri olağan tüketim işleri alınmıştır. Aksi bir yorumun kabulü, üst düzey teknoloji ile gerçekleştirilen eser sözleşmesi ilişkilerinin dahi 4077 sayılı yasa kapsamında kalmasını ve bunlardan kaynaklanan uyuşmazlıklara da Tüketici Mahkemelerinde bakılmasını gerektirir ki, bunun yasanın amacına aykırı olduğu açıktır. Buna göre istisna sözleşmesinden doğan ilişkileri de 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun hükümlerinin uygulanması hukuken olanaklı değildir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 26.2.2003 gün ve 2003/15-127 E., 2003/102 K. sayılı kararında bu husus belirtilmiştir. Somut olayda taraflar arasındaki hukuki ilişki eser sözleşmesinden kaynaklandığından, davada Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olması nedeniyle yerel mahkemece görevsizlik kararı yerine esas hakkında karar verilmesi yerinde görülmemiş kararın bozulması gerekmiştir.

Sonuç; Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın bozulmasına, bozma nedenine göre davalının temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına,

YARGITAY KARARI: ESER SÖZLEŞMESİNDEN KAYNAKLANAN ALACAK DAVASI

T.C. YARGITAY 15.Hukuk Dairesi Esas:  2014/4530 Karar: 2015/1339 Karar Tarihi: 18.03.2015 – Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan Alacak Davası

ESER SÖZLEŞMESİNDEN KAYNAKLANAN DAVA – TARAFLAR ARASINDA YAZILI SÖZLEŞME BULUNMADIĞI – ALACAĞIN LİKİD OLDUĞU VE BORÇLUNUN TAKİBE İTİRAZINDA HAKSIZ BULUNDUĞUNUN KABUL EDİLEMEYECEĞİ

ÖZET: Taraflar arasında yazılı sözleşme bulunmadığından fatura bedelinin BK’nın 366. maddesi uyarınca işin yapıldığı tarihteki serbest piyasa rayiçlerine uygun olup olmadığı bilirkişi raporu ile belirlenmiştir. Bu durumda alacağın likid olduğu ve borçlunun takibe itirazında haksız bulunduğu kabul edilemeyeceğinden koşulları oluşmayan icra inkâr tazminatı isteminin reddi gerekirken kabulü de yasaya aykırıdır. (818 S. K. m. 101, 355, 366) (2004 S. K. m. 67)

Davacı alacaklı icra takip talepnamesinde 5.000,00 TL asıl alacak yanında 09.04.2010 fatura tanzim tarihi ile 15.04.2011 icra takip tarihi arasındaki dönem için 1.459,89 TL işlemiş faiz alacağı da talep etmiş, mahkemece “itirazın iptaline, takibin devamına” denilmek suretiyle işlemiş faiz alacağı yönünden de dava kabul edilmiştir. Açıkça ödeme talebini içerir bir kayıt bulunmadığı sürece fatura tanzim ve tebliği, borçluyu temerrüde düşürücü nitelikte bir işlem değildir. Zaman bakımından uygulanması gereken 818 sayılı BK’nın 101/1. maddesine göre muaccel bir borcun borçlusu alacaklının ihtarı ile temerrüde düşeceğinden temerrüt ihtarla tanınan ödeme süresinin sona erdiği tarihte, ödeme süresi tanınmamışsa ihtarın tebliğ edildiği tarihte oluşur. Aynı Kanun’un 101/2. maddesine göre de borcun ifa edileceği gün tarafların anlaşmasıyla kesin olarak belirlenmişse temerrüt kararlaştırılan tarihte oluşur. Aksi halde icra takip tarihi veya dava tarihi temerrüt tarihi olarak kabul edilir. Somut olayda; icra takibinden önce davacı alacaklı tarafından davalı borçluya keşide edilmiş bir ihtar bulunmadığı gibi, taraflar arasında kararlaştırılmış kesin vade de olmadığından temerrüt icra takibinin başlatıldığı 15.04.2011 gününde oluşmuştur. Davalı borçlunun takip öncesinde temerrüde düşürüldüğü kanıtlanamadığından takip öncesi döneme ait birikmiş faiz alacağı ile ilgili istemin reddi gerekirken, fatura tarihi faize başlangıç yapılarak kabulü doğru olmamıştır.

İİK’nın 67/2. maddesi uyarınca icra inkâr tazminatına karar verilebilmesi için borçlunun takibe itirazında haksız olması gerekir. Alacak likid olmayıp, varlığı ve miktarı yargılama yapılmasını ve bilirkişiden rapor alınmasını gerektiriyorsa borçlunun takibe itirazında haksız olduğu kabul edilemez. Somut olayda takibe dayanak olarak 09.04.2010 tarihli 46.250,00 TL bedelli fatura gösterilmiş ise de, bu faturanın davalıya tebliğ edildiğine veya davalı şirketin ticari defterlerinde kayıtlı olduğuna dair dosyada bir bilgi ve belge bulunmamaktadır. Taraflar arasında yazılı sözleşme bulunmadığından fatura bedelinin BK’nın 366. maddesi uyarınca işin yapıldığı tarihteki serbest piyasa rayiçlerine uygun olup olmadığı bilirkişi raporu ile belirlenmiştir. Bu durumda alacağın likid olduğu ve borçlunun takibe itirazında haksız bulunduğu kabul edilemeyeceğinden koşulları oluşmayan icra inkâr tazminatı isteminin reddi gerekirken kabulü de yasaya aykırıdır.

Yukarıda 2. ve 3. bentlerde yazılı nedenlerle kararın bozulması gerekir ise de; yapılan yanlışlıkların giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı HMK geçici 3. maddesi yollamasıyla uygulanması gereken mülga 1086 sayılı HUMK’nın 438/VII. maddesi uyarınca kararın düzeltilerek onanması uygun bulunmuştur.

Sonuç: Yukarıda 1. bentte yazılı nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan Alacak Davası.