Çatıdan Düşen İşçi Tazminat

Ülkemizde hergeçen gün inşaat sektörünün inanılmaz yükselişi bulunmaktadır. İnşaatların yoğunluğundan kaynaklıda iş gücüne ihtiyaçtan fazla talep olmaktadır. Ayrıca belediyelerin uygulamış olduğu imarlardan dolayıda çok katlı yüksek binalar her geçen gün çevremizde çoğalmakta ve daha yüksek olmaktadır.

Konut projelerinde çalışan yoğun işçi sayısıda hergeçen gün artmaktadır. Bu yoğunluğun hukuki açıdan incelediğimizde bazı aksaklıklar ve tazminat davalarına konu olacak olaylar yaşanmaktadır. Yoğun iş gücü ihtiyacı nedeniyle işçi sayısının fazla olması, iş güvenliğinin yeterli şekilde alınmaması, ev ve işyerlerinin tamamlanması açısından aceleci davranılması, kontrol ve işverenin sorumsuzluğundan kaynaklı yüksekden düşme, çatıdan veya balkonlardan düşme neticesinde ölümlü yada yaralanmalı iş kazaları meydana gelmektedir.

Günümüzde çok rastlanır hale gelen iş kazaları sonucu ölüm veya sakat kalmalarından dolayı binlerce insan mağduriyet yaşamaktadır.

İşverenin iş kazalarını önlemek, gerekli tedbirleri almak, işçilere iş kazası hususunda eğitim vermekle görevlendirmiş, iş kazası yönünden kanunen işverene sorumluluk yüklemiştir.

İş güvenliğinin kanundan belirtilen” İşveren, çalışanların iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerini almasını sağlar. Bu eğitim bilhassa; işe başlamadan önce, çalışma yeri ya da iş değişikliğinde, iş ekipmanının değişmesi hâlinde ya da yeni teknoloji uygulanması hâlinde verilir. Eğitimler, değişen ve ortaya çıkan yeni tehlikelere makul olarak yenilenir, gerektiğinde ve derli toplu Aralıklarla yeniden alanır. ” şeklindedir.

Yine iş kanunda ” İşveren, çalışanların iş ile ilgili sağlık ve korumakla yükümlü olup bu çerçevede; mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dâhil birçok tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara makul hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar”.

Bu maddeler ışığında iş kazalara bakıldığında işverenin iş güvenliği ve iş kazalarının önlenmesi açısında önemli tedbirler almaya zorlamıştır. İş kazaları sonucundada bu tedbirlerin alınmaması halinde işverene önemli yaptırımlar öngörülmüştür.

İş kazalarının meydana gelmesi halinde işçinin önemli 2 hakkı mevcuttur. İşverenin ve sorumluların cezalandırılması için şikayet hakkını kullanması, bir diğeride ölüm yada sakatlık halinde maddi ve manevi tazminat isteme hakkına sahiptir.

Çatıdan Düşen İşçi Tazminat konusu ile ilgili açıklama ve yargıtay kararlarına yazımızda yer verilmiştir.

İş kazası hakkında iş kazası tazminat sayfamızda geniş bilgi alabilirsiniz.

Yargıtay Kararı : Çatıdan Düşen İşçi Tazminat

T.C. YARGITAY 10.Hukuk Dairesi Esas:  2014/4864 Karar: 2015/1276 Karar Tarihi: 27.01.2015

TESPİT DAVASI – ÜÇ KATLI BİNANIN ÇATI ONARIMI SIRASINDA ON BEŞ METRE YÜKSEKTEN DÜŞEN KAZALININ ÖLDÜĞÜ – İŞ KAZASI VE MESLEK HASTALIĞININ TARİFİ – EKSİK İNCELEME VE YANILGILI DEĞERLENDİRME SONUCU HÜKÜM KURULMASININ İSABETSİZ OLUŞU

ÖZET: Dava, 03.02.2008 tarihinde meydana gelen olayın işkazası, davacının işveren olmadığının tespiti istemine ilişkindir. Somut olayda, üç katlı binanın çatı onarımı sırasında on beş metre yüksekten düşen kazalının öldüğü görülmektedir. Davaya konu binanın bulunduğu gayrimenkulün tapusu, inşaat, iskan, tadilat ve yönetim belgeleri celbedilerek, davacının inşa ettiğini beyan ettiği binanın çatısının ayıplı imalatının söz konusu olup olmadığı incelenip, davacının (çatıdaki) ayıba karşı sorumluluğunu yerine getirmesi durumunun, dolayısıyla işveren olup olmadığı irdelemesi yapılarak işveren/işverenler kuşku ve duraksamaya yer kalmayacak şekilde belirlendikten sonra yapılacak değerlendirme sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun “İş Kazası ve Meslek Hastalığının Tarifi” başlıklı 11’inci maddesinde; “A) İş kazası aşağıdaki hal ve durumlardan birinde meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedence veya ruhça arızaya uğratan olaydır.

a) Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada,

b) İşveren tarafından yürütülmekte olan iş dolayısıyla,

c) Sigortalının, işveren tarafından görev ile başka bir yere gönderilmesi yüzünden asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda,

d) Emzikli kadın sigortalının çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda,

e) Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere toplu olarak götürülüp getirilmeleri sırasında…” denilmektedir.

Olayın iş kazası sayılabilmesi için iki koşulun beraber gerçekleşmesi zorunludur.

506 sayılı Kanun’un 2. maddesi anlamında sigortalı niteliğini kazanmanın koşulları başlıca üç başlık altında toplanmaktadır.

a) Çalışma ilişkisinin kural olarak hizmet akdine dayanması,

b) İşin işverene ait yerde yapılması,

c) 3. maddede açıkça belirtilen sigortalı sayılmayacak kişilerden olunmaması biçiminde sıralanabilir. Sigortalı olabilmek için bu koşulların bir arada bulunması zorunludur.

Hizmet akdi bulunup bulunmadığına dair olarak ise; davaya konu dönem itibariyle yürürlükte olan

818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 313/1. maddesinde, hizmet sözleşmesi; “Hizmet akdi, bir mukaveledir ki onunla işçi, muayyen ya da gayri muayyen bir zamanda hizmet görmeyi ve iş sahibi dahi ona bir ücret vermeği taahhüt eder.” biçiminde kaydedilmiştır. Bu tanımda yalnızca hizmet ve ücret öğelerina yer verilmişken, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 8. maddesinde, “bağımlılık” nedenuna da yer verilmiştir. Hizmet akdi, her şeyden önce bir iş görme edimini zorunlu kılar. Bu sözleşmeyle sigortalıya yüklenen borç, işveren faydasına bir iş görmek, hizmet sunmaktır.

Bağımlılık ve bu kapsamda ele alınması gereken zaman nedenu, hizmet akdinin ayırt edici özelliğidir.

Genel anlamda bağımlı çalışma, işverenin belirleyeceği yerde ve zamanda, işverence sağlanacak yöntem destek ve işverenin denetim ve gözetiminde yapılan çalışmadır. İşverenin yönetim (talimat verme) hakkı karşısında işçinin talimatlara uyma (itaat) borcu yer alır. Bir işin görülmesi süreci içinde işçinin faaliyeti, çalışma biçimi, yeri, zamanı ve işyerindeki davranışları düzenleyen talimatlar veren işveren onu şahsi bağımlılığı altında tutar. Bu sözleşmede varolan otorite/bağımlılık ilişkisi taraflar arasında kaçınılmaz olarak bir hukuki hiyerarşi yaratır. Bu nedenle hizmet akdinde bağımlılık hem işçinin kişiliğini ilgilendirmekte hem de bir hukuki bağımlılık niteliği taşımaktadır.

Hizmet akdi,

Borçlar Kanunu’nun 355. maddesinde tanımlanan istisna akdi (eser sözleşmesi) ile karıştırılabilmekte, ikisinin ayırt edilebilmesi bazen güçleşmektedir. Çalışan, iş gücünü belirli ya da belirsiz bir zaman için çalıştıranın buyruğunda bulundurmakla yükümlü olmayarak, işveren buyruğuna bağlı olmadan sözleşmedeki amaçları gerçekleştirecek şekilde edimini görüyorsa, sözleşmenin amacı bir eser meydana getirmekse, çalışma ilişkisi istisna akdine dayanıyor demektir. Hizmet akdinde ise çalışan, emeğini iş sahibinin emrine hazır bulundurmaktadır ve ücret, faaliyetin meydana gelmesinin sonucu için değil, bizzat yapılan faaliyetin karşılığı olarak ödenmektedir.

313. madde hükmünün açıklığı gereği, çalışanın kendi aletleri ile çalışması ya da gdolayı hizmet sözleşmelerinde ücretin, yapılacak işe göre toptan kararlaştırılması imkânlı bulunduğundan, tarafların belli bir fiyat üzerinden anlaşmaları istisna akdinin varlığını göstermediği gibi, gdolayı sözleşmelerde, bir süre için hizmet etme borcunun mu, yoksa daha önceden belirlenmiş bir sonucun meydana getirilmesi borcunun mu yüklenildiğinin şüpheli bulunduğu durumlarda, araştırma yapılarak tarafların amacı, durumu ve yaşam deneyimleri gözetilip hukuki ilişki saptanmalıdır.

506 sayılı Kanuna göre sigortalılık niteliği için ücret zorunlu neden değildir. Bu husus, 506 sayılı Kanunun 3-I-B, 6 ve 78/2. maddelerinin hükümlerinden açıkça görülmektedir.

506 sayılı Kanunun Sigortalı sayılanlar başlıklı 2. maddesi, “Bir hizmet akdine dayanarak bir ya da birkaç işveren tarafından çalıştırılanlar bu kanuna göre sigortalı sayılırlar” olarak düzenlenmiştir.

Aynı kanunun 4. maddesine göre, “Bu kanunun uygulanmasında 2. maddede belirtilen sigortalıları çalıştıran gerçek ya da tüzel kişiler işverendir.

İşveren adına ve hesabına, işin ya da görülen hizmetin tamamının yönetim görevini yapan kimse, işveren vekilidir. Bu Kanun’da geçen işveren deyimi, işveren vekilini de kapsar. İşveren vekili ve 4857 sayılı İş Kanunu’nda tanımlanan geçici iş ilişkisi kurulan işveren, bu Kanun’da belirtilen yükümlülüklerinden kaynaklı işveren ile beraber müştereken ve müteselsilen sorumludur.”

Somut olayda, 3 katlı binanın çatı onarımı sırasında 15 metre yüksek bir yerden düşen kazalının öldüğü görülmektedir.

Değinilen tüm bu yasal düzenlemeler ve yapılan açıklamalar kapsamında; dosyadaki bilgi ve belgeler ile davacının, inşaat müteahhidi olması, tamirat malzemeleri ile şahsi koruyucuları temin ederek kazalıya vermesi, işin bitirilme süresi ile ilgiliki beyanı, zeminden ve yukarıyadan kazalı ve diğer çalışanları izlemesi durumları ile bilhassa kazalının davaya konu iş hakkında 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalılığının bulunmaması beraber değerlendirildiğinde; davaya konu yapılan işin içerik, kapsam ve niteliğine göre davacı ile kazalı arasındaki ilişkide; işverenin her an denetim ve buyurma yetkisini kullanabilecek olması, kazalının, edimleri hakkında işverenin buyruklarına uyma dışında çalışma olanağı bulamayacağı nitelikte yöntem ve hukuki bir bağımlılığın bulunması ve genel olarak işverenin belirleyeceği yerde ve zamanda onun tarafından sağlanacak yöntem destek ile onun denetim ve gözetiminde yapılması gereken çalışmanın; zaman ve bağımlılık öğelerinı içeriğinde barındırdığı, bundan dolayı hizmet akdinin varolduğu ve sigortalılığın, bundan dolayı olayın işkazası olduğunun kabul edilmesi gerektiğinin belirgin olduğu ve davaya konu işkazasının meydana geldiği tarih itibariyle yürürlükte olan

818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 215. maddesindeki, ” … Bir binanın ayıplı olduğundan mütevellit ve tekeffüle müstenit davalar mülkiyetin devrinden beş sene geçmekle sakıt olur.” hükmü gözetilerek;

davaya konu binanın bulunduğu gayrimenkulün tapusu, inşaat, iskan, tadilat ve yönetim belgeleri celbedilerek, davacının inşa ettiğini beyan ettiği binanın çatısının ayıplı imalatının söz konusu olup olmadığı incelenip, davacının (çatıdaki) ayıba karşı sorumluluğunu yerine getirmesi durumunun, bundan dolayı işveren olup olmadığı irdelemesi yapılarak işveren/işverenler kuşku ve duraksamaya yer kalmayacak biçimde belirlendikten sonra yapılacak değerlendirme sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı biçimde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma sebebidir